Erdoğan'a Gazze'den Arapça şarkı

Davos'ta Peres'e haddini bildiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a Arap dünyasından övgüler yağıyor. Gazzeli bir şarkıcı Erdoğan için bir şarkı bestelemiş. İşte o şarkı ve klibi:



Erdoğan İçin Arabesk Şarkı

Bir şarkı da bizim damarcı arabeskçilerimizden geldi.

Kastamonu Küre ve Ilgaz




Ilgaz Dağı





Ilgaz Teleferik





Ilgaz'dan Bir Görüntü





Ilgaz Yolu





İnebolu Yolu





Küre Boğazı





Küre Dağları






Küre





Küre İlçe Merkezi





Küre İlçesi Tarihi Osmanlı Hamamı





Küre İlçesi Tarihi Osmanlı Hamamı




Küre Yöresel Evleri





Küre Evleri





Küre İlçe Merkezi

SAĞLIĞINIZ İÇİN Mutlaka okuyun

Sağlıklı ve uzun yaşamın yolu hepimizin kabul edeceği üzere SAĞLIKLI BESLENME den geçer. Sağlıklı beslenmek için öncelikle doğadaki bitkilerden nasıl ve ne ölçüde faydalanmamız gerektiğini bilmenin yanı sıra hangi bitkinin vücudumuzda nasıl ve neye ne kadar faydalı olduğunu bilmek gereki.yor.
Hepsinden önce Prof.Dr.AhmetMaranki ve Prof.Dr.Elmas Maranki nin Kozmik Bilim Işığında ŞİFALI BİTKİLER Adlı eserinden ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir kaç satırı paylaşmak istiyorum.

Günde bir elma yemek sizin sağlıklı bir insan olmasınızı sağlayacağı
Turunçgillerin ve özellikle tropikal sahada yetişen fekoyaya nın şeker hastalığının devası olduğunu
İncir yemenin kulunç ve romatizmadan emniyette olmayı sağladığını ,Kabızlığı önlediğini,Mideyi rahatlattığı
Kırmızı kuru üzümün başta kanser olmak üzere bir çok hastalığa çözüm olduğu
Aşırı baharat tüketiminin sağlığa zararlı olduğu
Hıyarı tuzla ve cevizi tatlıyla yemenin beyni uyardığını bilyormuy dunuz?
Tavsiyem hocalarımızın yukarıda ismini verdiğim kitaplarını edinerek hangi bitkinin neye faydalı olduğu konusunda daha gemniş bilgiye sahip olabilirsiniz.
Konu ile ilgili aşağıdaki bağlantılardan daha fazla bilgi alabirsiniz.
www.maranki.com

info@maranki.com

Aromatik Yağlar Bitkisel Yağlar Uçucu Yağlar

Bitkisel yağlar veya aromatik yağlar uçucu yağlar doğanın insanoğluna sunduğu doğal eczane .Ancak kullanmasını faydalanmasını bilene.
Bir kır gezisinde çok rahatlıkla seçebileceğiniz toplayabileceğiniz yüzlerce tür.İşte bunlardan büyük çoğunluğunu sizlere sitemiz kanalı ile parça parça ulaştırmaya çalışacağız.

Alabalık yağı: Romatizma ve bel ağrılarında bel fıtığı ve kas adale ağrılarında gevşetici kireçlenmeyi önleyici ve mafsal ağrılarında kullanılabilir.
Kullanım şekli:cilde masaj şeklinde uygulanır.

Soyayağı: Karaciğer yağlanması ve karaciğer yorgunluğu ve fonksiyon bozukluğu giderme de faydalıdır.Kan yağlarını düzenleyerek kötü kollestrolü düzenler.E, D, K vitaminleri barındırarak hücre yenilenmesine dokuları onarıcı etkisi ile cilt bakımında onarıcı etkiye sahiptir.
Ayrıca safra ,sinir sistemi ,eklem ağrıları ve gece terlemelerinde destekleyecidir.
Kullanım şekli:günde 2 çorba kaşığı kullanımı tavsiye edilir.Düzenli kullanımı bağırsak hareketliliğine yol açar.


iler ki yazımızda ağrı kesiciler,aromaterapiler,banyo için kullanılanlar,bronzlaşma ,cilt bakımı,masaj yağları saç bakımı,selülit tedavisi,Sinirsel tedavilerde kullanılanlar şeklinde açıklamalarda bulunacağız.

Davos Krizi

Davos ta Türk Gecesi
İşte Türk Ün Gücü
Van Minıt Kes Lan
Da bidaha gelmem
Alın Toplantınızı Başınıza Çalın
Perese Tarihi Ders
Vay T(p)eres vay

Bir gazete yayın koordinatörü, haber müdürü veya patronu olsaydım bu başlıklardan birini hatta gazetemin her sayfasına birini atar belki de yarın ki yazıları tümüyle buna ayırırdım.

Hamasi nutukları sevmediğimi oldum olası söylerim.Milleti şak şakcılığa yada moda tabirle goygoyculuğa alıştırıyor diye.Ancak burada şunu belitmek için bunları yazıyorum;
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı belki de yıllardır Avrupa kupalarında görmediğimiz şıklıkta bir gol atıyor, fakat bizim yedek kulubesinde emekliliğini bekleyen, formaları karıştırmış diploması fukaraları sevinci paylaşmak yerine gidip gol yiyen takımı teselli ediyor.Daha doğrusu ya onlar kızarda bir veya bir kaç gol bize atarsa diye vehimleniyor.
Dedim ya bu herifler hem formaları karıştırmış,hem de yedek olmayı hazmedemiyor. Kendilerinin de ilk onbirde sahaya çıktıklarını gördük.Yediğimiz gollerin altından belimizi doğrultamadık yıllardır. Belki de peres efendi bu perva yoksunluğunu o dönem ceza sahamıza bu kadar kolay elini kolunu sallayarak girmeye alıştığı için yapmaya kalktı? Ne dersiniz...
Ha unutmadan şunu ekleyelim,bu çıkış:- bölgede süper olduk, global dünya fedailerine hadi lan bundan sonra biz yolumuza bakacağız- anlamına gelmiyor,bunu biliyoruz. Ancak :
HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR
sözünün ezikliğinden ilk defa kurtulduğumu hissetmiş bir uyku uyumanın tadını çıkarmaya gidiyorum.

ermeni katliamı,hocalı katliamı

msn de aldığım maili aynen iletiyorum.

KİM KİMDEN ÖZÜR DİLEYECEK Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı.

Karnı burnunda zavallı bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı...Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı :-Akçik, manç?.. (Kızmı, oğlan mı?) -Akçik... (Kız)Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan b! ürülügözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi. -Tun şahetsar,ınger... (Sen kazandın, yoldaş)-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)-Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette) Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı: -Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver) Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:-Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...) Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü... Ermeniler zafer naraları! atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu. Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi. 26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar. 26 Şubat! gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, Sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular. Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün,öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım. Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttifakı Silahlı kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur. Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış,geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır. Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı.! Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: 'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz' Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katlia! mı' baş sorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu. Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup öldürmüşler ve küçük Türk kızlarına tecavüz edip öldürmüşlerdi. Ülkemizde sadece 1 ermeni öldürüldü diye yürüyüş yaptılar ve o kadar araştırdılar ama hiç bir insan kalkıp ta bu masum insanlara işkence edilip öldürüldükleri için yürüyüş yapmadı…………..

MHP Belediye Başkan Adayları







Bazı illerimizde MHP Belediye başkan adayları(il sıraları kaşık verilmiştir)
Buna göre,
Erzurum Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kamil Aydın,
Gaziantep'te Mehmet Yıldırım,
Konya'da Hikmet Çay,
Trabzon'da Cevdet Saral,
Uşak'ta Ali Erdoğan
Hatay Belediye Başkan Adayı Mahmut Alpagut,
Muğla Belediye Başkan Adayı Saim Gürsoy,
Ordu Belediye Başkan Adayı Ali Aydın,
Siirt Belediye Başkan Adayı Aykut Arslan,
Tekirdağ Belediye Başkan Adayı Osman Tabak,
Batman Belediye Başkan Adayı Muhammed Özkan
Şırnak Belediye Başkan Adayı Mahmut Turan oldu.
KırıkkaleBelediye Başkan Adayı İhsan Kayalak oldu
Keskin Belediye Başkan Adayı Arap Osman Baran oldu.
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Eraslan,
Kocasinan Belediye Başkan Aday Mustafa Canpolat
MHP'nin Denizli Belediye Başkan adayı Ümit Bahtiyar
MHP Pamukkale Belediye Başkan Adayı Osman Akkulak
Çardak Belediye Başkan Adayı Fehmi Kocatürkmen



AKP Belediye Başkan adayları

Adalet ve Kalkınma Partisi 2009 yili yerel seçimlerde belirlediği il ve bazı beldelerin belediye başkan adayları şu şekildedir.
Adıyaman: Necip Büyükaslan
Çelikhan: Mustafa Bulut
Gölbaşı: Yusuf Özdemir
Gerger: Arif Karatekin
Aksaray: Nevzat Balta
Ağaçören: Fırat Salman
Ortaköy: Mahmut Ütük
Eskil: Şerafettin Meral
Balıkesir: Sabri Uğur
Balya: Kemal Çavdar
Bandırma: Recep Eraydın
Edremit: Yunus Bozbey
Gömeç: Naim Kocabıyık
Gönen: Hüseyin Yakar
İvrindi: Recai Baytar
Savaştepe: Gürkan Kurtbaş
Sındırgı: Ekrem Savaş
Bilecek: Selim Yağcı
Osmaneli: Selahattin Çetintaş
Bolu: Alaaddin Yılmaz
Kıbrıscık: Kemal Aktaş
Mudurnu: Metin Soygür
Seben: Süleyman Özbağ
Burdur: Sabahattin Akkaya
Çavdır: Mustafa Uysal
Çelçtikçik: Ali Yüce
Gölhisar: Mehmet Yavuzer
Denizli: Nihat Zeybekçi
Akköy: Osman Ubuz
Bekirli: Halit Yiğit
Buldan: Mustafa Şevik
Çameli: Cengiz Yılmaz
Kale: Abdullah Karaayvaz
Acıpayam: Sefer Demir
Çal: Hasan
Hunuz: Turgut Deveci
Elazığ: Süleyman Salmanoğlu
Ağın: Mustafa Yentur
Maden: Orhan Yavuz
Palu: Sait Dağoğlu
Karabük: Hüseyin Erer
Eflani: İbarhim Ertur
Kilis: Abdi Bulut
Muş: Necmettin Dede
Nevşehir: Hasan Ünver
Acıgöl: İsmail Çavuşoğlu
Kozaklı: Erdoğan Çelikli
Rize: HAlil Bakırcı
Ardeşen: Mümtaz Sinan
Çayeli: Rıza Çakır
Derepazarı: Şaban Kalça
Fındıklı: Adnan ÖZbalaban
İkizdere: Hasan Köseoğlu
İyidere: Ahmet Mete
Kalkandere: Nihat Çolak
Sivas: Sami Aydın
Akıncılar: Mevlüt Albayrak
Divriği: Mehmet güresinli
Doğanşar: Mehmet Oktay
Gürün: Mehmet Aktaş
Koyulhisar: İhlan Eren
Şuşehri: Şaban Coşkun
Tekirdağ: Ahmet Aygün
Çerkezköy: Ali Ertem
Şarköy: Can Gürsoy
Hayrabolu: Şener Çelikayar
Tokat: Adnan Çiçek
Almus: Hasan Hüseyin Arıkan
Başçiftçilk: Recep Gökçe
Niksar: İdris Şahin
Pazar: Şrefaettin Gökçe
Turhal : Ali Gözen
Yeşilyurt: Kazım Misafir
Van: Burhan Yenigün
Başkale: Erder Yagızer
Muradiye: Nafiz Ağaoğlu
Özat: Emin Gözütok
Çaldıran: Ferman Yıldırım
Yozgat: Yusuf Başer
Akdağ: Suphi Daşdan
Sorgun: Ahmet Şimşek
Yenifakılı: Ersin Karabulut
AKP Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Mersin Büyükşehir için Mustafa Eyiceoğlu’nu
Aydın için Mustafa Ancın’ı
Bartın için Emin Özkan’ı
Batman için Ziver Özdemir’i,
Çanakkale için Murat Efe’yi Çorum için Muzaffer Külcü’yü,
Kahramanmaraş için Mustafa Poyraz’ı,
Kırıkkale için Veli Korkmaz’ı,
Mardin için Mehmet Beşir Ayanoğlu’nu,
Muğla için Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu’nu,
Niğde için Faruk Akdoğan’ı ve
Siirt için de Kasım Ceylan’ı aday olarak belirlediklerini açıkladı.

Sabır

Söze şöyle başlıyor yazar;
''Çaresiz kaldığın zamanlarda git bir taş ustası bul ve seyret.
Adam belki yüz kere vurur taşa.Ama değil kırmak küçük bir çatlak bile oluşturamaz.Sonra birden ,yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir.İşte o zaman anlarsın ki,taşı ikiye bölen o son vuruş değil,ondan öncekiledir.''
unutmayınız başladığınız işte başarısız olsanızda sonuca ulaşmak adına denemek ve yorulmaktan bıkmayın.Çünkü her hamleniz bir sonrakine güç verir.
ve devam eder yazar
'' ömrün çoğu küçük bir çatlak bile oluşturamayan vuruşlarla geçer ....vazgeçer bırakırsın.Oysa ,sadece yüzbirinci vuruşa ulaşman beklenir senden.Sonuca giden yolda yürümeyi sonucun kendisi kadar sevimli görmedikçe ,taş ustasının bilgeliğine ulaşamazsın.''
evet sanırım başarıya giden yolda azimle yılmadan yürümenin ,sonuca ulaşma çabasının ,sonucu elde etmek kadar mühim ve doğal olması gerektiğini en güzel anlatan örneklerden..

e okul

Miili Eğitim bakanlığı artık bundan sonra e okul ile öğrencilerinizin okul durumları hakkında ödev,proje ,ders programı, sınav tarihleri ,sınav notları ve hatta devamsızlık sürelerine varana kadar velilerin okula gitmeden bilgi sahibi olmalarını sağlayacak bir çalışmayı başlattı.
e okul dannasıl mı faydalanıyorsunuz? Çok basit....
Öncelikle meb.gov.tr adresine veya google dan e okul diye aratıyorsunuz.Karşınıza çıkan sayfadaki kutucukları doğru bir şekilde dodurup ister özel okul isterse normal okullarda öğrencinizin durumu hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz.
Bunun için ise çocuğunuzun okul numarasını ve TC kimlik numarasını bilmeniz yeterli olacak.
e okul bilgilendirme sisteminden
okul ile ilgili duyurular,
dersler,projeler,
devamsızlık durumları,Not bilgileri,
sınav ve proje değerlendirmeleri, gibi konularda artık kolayca erişmeniz mümkün.

volvonun yeni jipi, volvo XC60

Tüm zamanların en güvenilir volvo arabası xc60 2.4 lt silindir hacmi ,185hp beygir gücü ve
84 486 euro fiatıyla otmobil severlere sunuluyor.
volvo xc60 çok iri yapılı cüssesi olmasına rağmen sportif sürüş zevki veriyor.iç mekan özellikleri ile örneğin alkol kontrollü çalışma sistemi adaptif hız sabiyleyici,mesafe uyarıcı,lastik basıncı izleme ,yana yatma denge kontrolü,şeritten çıkma uyarısı gibi daha bir çok özellikler xc60 için opsiyonel olarakta değerlendirilebiliyor.
xc60 ın 5 silindirli disel motoru 400Nm (newton metre)torka sahip ve performans beklentilerini fazlası ile karşılıyor.
arbayı aldınız dikkat etmeniz gereken!
akşam alkolü fazla kaçırdın arabana biniyosun ,araban sana;
in lan aşağı git bi taksiye bin , bu kadar içip içip araba kullanılır mı diyo!(arabada alkol kontrolü ALCOGUARD-var ---tercih sizin

ders çalışma yöntemleri,okulda başarı

Öğrenmek isteyipte öğrenemeyen-ecek tipler
Tiplemeler:
Yabancı dil öğrenmeyi çok "istiyor," ama öğrenemiyorsak; özellikle de sınavlarda başarılı olamıyorsak, bunun nedeni, % 99.99 olasılıkla, hedef belirleyemiyor, yeterince çalışmıyor, yeterince hazırlanmıyor olmamızdır. Kısacası, şahsımızdan kaynaklanan nedenlerdir.
Başarılarımızı tereddütsüz üstün zekamıza, çelik azmimize, yorulmaz çalışkanlığımıza bağlarız... Ama başarısızlıklarımızı hiç de üzerimize almayız...Örneğin, başarısız olduğumuz bir sınav döneminin hemen ardından çalışmalarımızı başlatmazsak, bir dahaki sınav döneminde ne değişmiş olacaktır ki?!Evet, dil öğrenmek, doğrudan doğruya yoğun ve ısrarlı çalışma, dirsek çürütme ürünüdür ve belli bir süre gerektirir. Dedim ya, Tarih-Coğrafya değil ki, son hafta hafızlayıp, yeterli puan toplayabilesiniz...Umarım, aşağıdaki komik aday gruplarından birine girmiyorsunuzdur:Kapıldım bahtımın rüzgarına tipleri: Değerli zamanını "Biri Bizi gözetliyor... Biz evleniyoruz... Popstar Seçiyoruz..." vs gibi saçmalıklarla çarçur edenler... Bu tipler sınav başvurusu yaparken, milli piyango bileti alır gibidirler: Ya çıkarsa?? Ya geçersem??Bizden geçti tipleri: "Bu modeller buraya kadar" duygusu içinde olanlar... Yeşilçam eskisi bilumum nostaljik filimleri bilmemkaçıncı kez gözyaşları ve "Biz neydik be abi/abla!!" duyguları içinde dertlenerek kaçırmayanlar...Sözümona Entel, Dantel tipler: Zaga'nun zırvalarını entellektüel huşu içinde seyreyleyip, üstelik de gülenler...
Hüsnü ve Hüsniyeler: Kendilerinden son derece emin olup, hiçbir çalışma, hiçbir hazırlık yapmak gereğini duymayanlar. Bunlar genelde "kolej" mezunu veya "Amerika'da beş yıl kalmış" tiplerdir. Sınavlarda tepeüstü çakılıverirler. Nedenini anlayamaz, "herhalde cevap anahtarında kaydırma yapmışımdır," türü teselli ararlar.Piknik ve uyanık tipler: Nasıl olsa "bizimkiler" iktidara gelecek, YÖK kaldırılacak, sınavlar hafifletilecek... Bizim kayınçonun Ankara'da adamı varmış vs. umutlarıyla Godot'u bekleyenler...Ben doğduğum gün ölmüşüm tipleri: İbo Şov, Brezilya dizisi vs. izleyenler... Ama ben okuyucularımız arasında bu derece düzeysiz zevkleri olan, kendilerine hayatta bu derece ilkel simgeleri hedef seçmiş kimseler bulunacağına zaten inanmıyorum...
24/7 saatini yanlış programlayanlar: Sevgilisiyle akşama buluşacağı bir günü, sabahın köründen başlayarak saç taramakla geçirenler...
Pop müzikle kafa sallayanlar: Oturmuştur masaya, radyo yada TV gümbür gümbür... Müziğin ritmiyle kafasını sallamakta; kolu bacağıyla tempo tutmaktadır... Ne yapıyorsun? Çalışıyorum. Böyle daha iyi giriyor kafama... Yok yav!!
Kitabın içine Tom Miks koyanlar: Çocuğum, beni mi aldatıyorsun, kendini mi?!
Karşı apartmandaki kıza poz verenler: Aklı önündeki kitapta defterde olmayıp, çevresindekilere nasıl bir görüntü verdiğine takılı tipler... Bu davranışı ergenlik çağı ile sınırlı sanmayınız. Hepimiz hayatın her evresinde azçok böyleyizdir. O bana baktı, ben ona baktım; o geçti, ben çaktım...
Ertelemeci takımı: Tatile bir gidip geleyim, Ramazan bitsin, Bayram geçsin diyenler... Birtürlü başlayamayanlar...
"Sevgili Günlük" çüler: Pür heyecan başlayıp birkaç gün sonra bırakanlar... Üçer beşer aylık fasılalarla bir başlayıp bir bırakanlar... Kısacası, Türk gibi başlayıp, ama İngiliz gibi götüremeyenler...
Memleketin Haline Aşırı Üzülenler: Memleketin haline üzülmekten, çalışma gücünü birtürlü kendilerinde bulamayanlar... Walla, memleketin haline hepimiz üzülüyoruz da; kriz bizim yaşam tarzımızdır... Siz kendinizi kurtarmağa bakınız... Hem n'olcek ki? Elbet Kemal Derviş yine gelir... Sonra yine AKePe gelir... Sonra yine kriz gelir... Sonra yine Kemal Derviş gelir... Sonra yine -- (Allah yazdıysa bozsun...)
Mükemmelciler: Masadaki kalem ve sair kırtasiye malzemesi sık sık isyan çıkarıp nizam ve hizayı bozdukları için bir türlü başlayamayanlar...
Dönüp Dönüp Yeniden Başlayanlar: Bunlar da mükemmelcilerin bir başka özel tipidir. Çizginin bir yerde koptuğu inancına kapılır, dönüp dönüp ilk baştan, yeniden başlamak için marazi bir istek duyarlar. Oysa, dil öğrenmek çizgisel bir ardışıklık gerektirmez. Dil bir yumaktır. Orasından burasından kemirmeğe başlarsınız; giderek fethettiğiniz alanlar genişler; birleşmeğe başlarlar. Bu kutlu bir süreçtir. Öğrendikçe daha çok şey öğrenme olanağınız da gelişir.
Balina püskürtmesi gibi uzun aralıklarla çalışanlar: Pürşiddet başlar; iki gün sonra derinlere dalar... Bir ara haydi bire bir nefes daha; sonra yine derinliklere...
Doktor doktor gezenler: Hobileri doktor doktor gezmek olan hipokondriaklar misali, internette siteden siteye dolaşmaktan medet umanlar... Duvardan duvara ceviz kitaplığına metreyle kitap ısmarlayan yeni zenginler misali, raflarını çok sayıda kaynak kitapla dolduranlar... Oysa kendinizi üç-dört sağlam kaynakla sınırlı tutmanız ve bunlara derinlemesine yoğunlaşmanız çok daha yararınızadır.
İnternet'te İngilizce malzeme kirliliği had safhaya ulaştı. Size sunulan her teklife balıklama atlamaktan, site site dolanmaktan fayda beklemeyiniz. Belli bir sistematiği ve yaklaşımı olmayan bıdı bıdı testlerle zamanınızı boşuna öldürmeyiniz. Birkaç sağlam kaynağa bağlanınız ve sebatla derinlemesine yoğunlaşarak çalışınız.
Bıdı Bıdı Testlerle Ömür Çürütenler: Kulağınıza Küpe Olsun: Bir egzersizi "takır takır" yapabiliyorsanız, en büyük düşmanınız sevinmek duygusudur. "Kendinden pek bir memnun olma" duygusu (smugness) sizi yanıltır ve zamanınızı boşa harcatır. Hemen birşeyler öğrenebileceğiniz bir sonraki teste geçiniz. Gerçek dostunuz, başarısız olduğunuz testlerdir.
Yanlış Guruya Çekirge Olanlar: Hoşlanacağınız küçük iltifatlarla sizleri oyalayan, bıdı bıdı testlerle zamanınızı çalan, arasıra egonuzu yaralamayan bir hoca, asla dostunuz değildir. Test çözmek, ancak ve ancak öğrenmeye vesile olduğu ölçüde yarar taşır. Doğru ve yanlış şıkların gerekçesini hocanıza sorun, öğrenin. Hiç unutmayınız: En iyi hoca, dersine sizden daha çok çalışan hocadır...
İşim çokcu takımı: Bunlar da ayrı bir cins... Özveri abidesi... Sağa sola koşuşturmaktan, bir türlü asıl yapmaları gereken işe oturup yoğunlaşamazlar. Sorarsanız, dostları, üstleri, âmirleri iş yüklemektedir; görevleri gereğidir, felan filan... Üstlerinden yada çevreden takdir görmek arzusu, haklarını savunma içgüdüsünün çok ötesine geçmiş, düpedüz intihar boyutlarına ulaşmıştır...
Bu Kadarı Bana Yeter Diyenler: Birikimlerini yiyip tüketenler... Yabancı dil öğrenmek ve onu diri tutmak ömürboyu sürecek bir uğraştır. "Öğreneceğim kadar öğrendim, bu kadarı bana yeter" dediğiniz andan itibaren patinaj yapmağa, geri kaymağa başlarsınız. O güne değin gösterdiğiniz bütün çabalara yazık olur. Lütfen, asla işin peşini bırakmayınız; sürekli yazınız, okuyunuz, dinleyiniz ve konuşunuz...
Ha, bir de...Mucize bekleyenler: Önemli bir sınava bir hafta kala Yalçın İzbul'a email atıp, "Ne tavsiye edersiniz?" diye soranlar...O durumda dahi, cevapsız bırakmak suretiyle, elimden geldiğince nezaketimi koruyacağıma söz verebilirim... Fakat esasen Tarzan, Kızıl Maske, James Bond, Tom miks veya 7. Süvari Alayının bile yardım edemeyeceği durumda, bendeniz ne yapabilirim ki?...
Hayatta başarının yolu:Şunu çok iyi bilmelisiniz: İngilizce'nizi ilerletemiyor veya sınavlarda başarılı olamıyorsunuz -- çünkü yeterince çalışmıyor, yeterince hazırlanmıyorsunuz...
Hayatın bütün yollarında:
Günde 16 saat çılgınca çalışacaksınız...
Kalan 8 saati de çılgın hobilerinize ayıracaksınız: İster , ister ne istersen
Uyku mu? O da ne??


kim derlemiş ve yazmışsa kaynağını bilmiyom ama ne yalan söyleyim bu kadar açık ve net olmak lazım bırakın armudun yok o üzümün dü çöpünü sapını çalışın çalışana Allah verir kardeşim.
Başarılar...............................

FUTBOL TERİMLERİ,arapça futbol terimleri

En popüler spor dallarından olan futbolün temel terimleri her dilde farklı karşılıklar buluyor.
aylık bir kültür dergisinden ve internetten derlenen futbol terimlerinin komik arapça karşılıkları aynen şöyle;
Akibet ül Hüzzam: Elenme
Arafat ül Safha :Devre arası
Cemaat ül Mahşer i Cümbüş :Tezahürat
cenaze tül mevta i küre :ölü top
darbe i abes :faul
sut ul minare :hava topu
müsabaka i hicret ül gurbet :deplasman maçı
darbe i müstehcen :elle oynama
Taarruz ül aleyküm selam :kontratak
------------ bunlarla kalmıyo tabiki devamı var-------------
MAÇTA TEHLİKELİ ZAM ÜL ZAMANLAR
zam ül zaman :uzatma dakikaları
Def ül falaketiye :atlatılan gol tehlikesi
Mühendis i kürre i muallim :teknik direktör
cahar ül kümbet :geri dörtlü
vaziyet ül madara :hezimet
ekib ül riyaseti cumhur :takım kaptanı
rakip ül azrail :korkulu takım
Halife i gol :gol kralı
taarruz u beleş :ofsayt
harp ül adem i ademiyye : adam adama savunma
gaflet i dalaletiye :şike
sulh ü salah :beraberlik

İş yerinde başarı, başarının yolları,

HARFLER VE RAKAMLARIN TESADÜFÜ

IŞ HAYATINDA NASIL ZİRVEYE ÇIKILIR? İŞTE SİZE YARDIMCI OLACAK BİR FORMÜL

A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

Şimdi her harfe karşılık gelen rakamları toplayarak sonuçlara bir bakalım:

Ç A L I Ş M A K
4+1+15+11+23+16+1+14 =% 75 başarı getirir.

D E N E Y İ M
2+6+17+6+28+12+16 =% 87 başarı getirirken

Y A L A K A L I K
28+1+15+1+14+1+15+11+14 = % 100 başarı getiriyor.

Çalakıl nediyecek çok merak ediyorumAma bence böyle başarı olmaz olsun .Öyle değilmi.




İş yerinde başarının sırrı şimdi de bilimsel olarak kanıtlandı!!!...

Basur, Hemoroid,SteriSil Bakım Havlusu

Hemoroid sıkınıtısı çekenlere tavsiyem, gerçekten çok faydalı Miray kozmetik üretmiş.SteriSil Bakım havlusu anal bölgedeki çatlakaların iiyileşmesindefaydalı oluyormuş.Fosfo lipid yapıda içeriği ,parfüm ,alkol,boya gibi benzer maddeler içermemektedir diye tanıtım broşürlerinde belirtmişler.Sağlıklı bakanlığının onayıda varmış.Bence hemoroid sıkıntısı halk deyimiyle Basur sıkıntısı çekenlere tavsiye ederim.http://www.miray.com (daha geniş bilgi için bu adres işinize yarayacaktır
.

Çanakkale Anma programı


ÇANAKKALE SAVAŞLARI SEÇME SÖZLER.
.

“Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”
M. Kemal ATATÜRK.
“Harpte iki meş’um (uğursuz) şey vardır. Bunlardan biri taş duvara körükörüne yüklenmek, diğeri kuvvetleri birtakım ayrı ve bağlantısız harekata dağıtıp körletmektir. Biz bu iki ahmaklığı yapmanın tehlikesiyle karşı karşıyayız.”
İngiliz Başbakanı Asquith.
“Ordunun yardımı olmaksızın Filo’nun başarı sağlayabileceği ümidine kapılmıştım; fakat şimdi bu işte müşterek bir harekatın zorunlu olduğunu anlıyorum.”
Churchill.
"Türkler, Çanakkale’yi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir.”
Churchill.
“... Bu Türk kıtaatının cesaret, metanet ve se’bat cihetiyle takdir ve senaya liyakatı, her şüphenin fevkinde bulunmuştur. Donanmasının ateşiyle de, en müessir surette muavenet gören pek cesur bir düşmamn taarruzlarına karşı sayısız muharebelerde bu kıtaat mevkilerini muhafaza etmişlerdir.” [439]
Alman Generali Liman von Sanders.
“Avrupa’da hizbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, Türklierle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi. Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.”
General Tawshend.
“Çanakkale Seferi, Türk milletinin eski kudret ve kuvvetini muhafaza ettiğini, can çekişen bir imparatorluk içinde kahraman bir milletin varlığını meydana koydu.”
General Fahri BELEN.
“Müttefiklerin gayreti kalmamıştır. Türkiye insan menbalarını (kaynaklarını) sarf ederek bitab (bitkin) kalmış, müttefikler, hissolunur derecede zayıflamamışlardır. Fakat Çanakkale Muharebesi’nin Rusya’nın akibeti ve Balkanlar’daki tesiriyle Türkler müteselli olabilirler.”
Larşer.
“... Türk askerinin savaş ve dövüş hususunda haiz bulunduğu evsafın bidayette layikiyle takdir edilmemiş olması, Ingilizler için felaket olmuştur.... Türk askerinin ne yaman muharip olduğunu, Ingilizler kendileriyle dövüştükten sonra bittecrübe anlamışlardır.”
Ingiliz Generali Oglander.
“Yenilmez Ingiliz donanmasının uğradığı akibetten komutanlar değil, strateji kurallarını ihmal eden devlet adamları sorumludur. Boğazlar ve Trakya bölgesinde altı Türk kolordusu varken, donanmayı tahkim edilmiş bir Boğaz’dan geçirmek ve Boğaz kıyıları işgal edilmeden beş tümenlik bir kuvvei seferiyeyi Istanbul’a getirmek planının şansı çok azdı.”
General Fahri BELEN.
“Çanakkale Savaşları, Avusturalya ordusunun gelişimine birçok etkide bulunmuştur. İlk olarak Avusturalya ordusu kuvvetlerinin bir yabancı tarafından değil, bir Avusturalyalı subay tarafından idare edilmesini temin edecek bir uygulamaya başlanmıştır. Ve Çanakkale olayları, bu uygulamayı başlattı.”
Avustralyalı Yarbay D. M. HORNER.
“Çanakkale Savaşları, savaşa İngiliz bayrağı altında katılan Yeni Zelanda’nın uluslaşma sürecine çok önemli katkılarda bulunmuştur. 1915’te Yeni Zelandalılar, kimliklerini İngiliz İmparatorluğu içerisinde tanımlamaktaydılar ve bağımsızlık kazanmak gibi istekleri yoktu.”
Yeni Zelandalı Prof. Dr. J. PHİLLIPS.
“Çanakkale Savaşları, modern savaş tarihinde birleşik kara ve deniz savaşlarımn başlangıcı ve ilk örneğidir.”
Japon Prof. Dr. Em. Krg. Hideo MIKI.
“Avrupa diplomasisinin çıkmazlarında ihtiyatla yolunu arayan ve Avrupa devletleri’nin birbirine düşmüş meclislerinde kendi lehinde fırsatlar kollamaya çalışan ürkek ve tereddütler içindeki Osmanlı, artık yerini, dimdik adeta mağrur ve kendine güvenen, kendi hayatını yaşamaya azmetmiş, Hristiyan düşmanlarına tam bir istihfafla bakan şahsiyete bırakmıştı.”
Alan Moorhead.
“Çanakkale Boğazı’ndaki Türkler ve Almanlar da 18 Martı aralıksız takip eden sessiz günler, şaşkınlık ve sonra da, büyük bir sevinç uyandırdı. Moral, son derece yüksekti. Kaleler ve tabyalardaki hasar da kolaylıkla giderilmiş olmakla beraber, ağır bataryaların cephane durumu ciddiyetini koruyordu.”
Robert Rhodes James.
“Çanakkale Müharebelerinde Türk ordusunun başında daha başlangıçtan itibaren orayı, üç kez ve yalnız kendi inisiyatifiyle kurtarmış olan Türk Başbuğu (Atatürk) bulunmuş olsaydı, bu gün tarih, bir Çanakkale Savaşı yerine, karaya ayak basmasıyla beraber, akim kalan bir Çanakkale teşebbüsünden bahsederdi.”
M. Şevki YAZMAN.
“Çanakkale fecayi’ine (çok acıklı olaylarına) ait mesuliyetin, her iki taraftan hangisine ait ve raci olduğu keyfiyeti henüz tahakkuk edemediyse de, bahri hücumun (deniz hücumu) altında mündemiç (saklı) olan hakayik (gerçekler), o kadar basittir ki, bu hususta en müptedi (ilkel) olanlar bile bunu anlarlar.
Biz en müşkülü’l-icra (yapılması zor) harekete tasaddi ettik (başladık) ve esas noktalara dair maluunatı sahiha (gerçek bilgiler) elde etmeden evvel mutadımız (adetimiz) olduğu üzere, düşmanı hakir (küçük) görerek, böyle bir külfetli işe sarıldık. Neticedeyse, herkesin kabul ve itiraf edeceği bir hezimete, mağlubiyete uğradık ki, bunun izin, hiçte şikayete hakkımız yoktur.
18 Martta mağlup olduk. Bu bapta tevile felana (başka anlam vermeye falan) hacet yoktur.”
İngiliz Yazar Ellis Ashmit BARTLETT.
“Çanakkale müdafaası, üç mucizeler muharebesidir Hali kurtardı; maziye hamaset ve azametini iade etti; vatanımızı bir vatanı ebedi yaptı.”
Sami Paşazade Sezai



Çanakkale Sunusu

Birinci dünya harbinin; gerek Türk, gerekse dünya tarihi açısından en önemli bölümünü hiç şüphe yok ki; Çanakkale Savaşları işgal eder.

Et ile demirin!!!!!,Varlık ile yokluğun mücadelesidir.!!!

Zira, Çanakkale’nin o dehşet anını görenler, kıyametin koptuğunu zannederler.

Dünya tarihi, metrekareye 6 bin merminin düştüğü böylesi bir savaşı ne görmüş, ne de tanımıştır.


Şu Boğaz Harbi Nedir? Varmı ki dünya da eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,........(Dur!!!)

Çanakkale Savaşları tarihin kaderini değiştiren ...,
Türk’ün şan ve şerefini şahikaya eriştiren..,
Vatana sevgi duygusunu hücrelerimize değin yaşatan...,
İman gücünü bayraklaştıran...,
Savaşıp çarpışan vatan evlatlarını madde ve mana aleminde ölümsüzleştiren bir mücadeledir.
Mütegallipleri kederinden çatlatan eşsiz bir zaferdir.







Yakarışa geçivermişti hepsi de birden
İçini döküyordu Hakk’a herkes derinden
Kuduruyordu mütegallipler kederinden
Ve emindi Mehmetçik,yarın ki zaferinden......

Çanakkale içinde aynalı çarşı(2)
Ana ben gidiiiiiiiyoooom /düşmana karşı
Ooooof gençliğim eyvah!










Mehmedimin saati yok!..,takvimi bilmez.,pusula yok!..,mevki yer-yön bilmez.

Zaman .........sabah namazı sonrası. bir alay vardı orada.....Askerleri birbirleriyle öyle yarışırlardı ki....

Ne yer halkı,ne semavat; terennümlerini dinlemeden geçemez.

Mehmedim açmıştı ellerini Rahman’a

Yönü O’ ydu! Vakti O!!! , zafer O’ydu. ölüm O!!!.



27.Alay 3.Tabur 4.Bölük komutanı Vekili Asteğmen Mucip,Tabura yazdığı muharebe raporunu şu cümlelerle bitiriyordu.


-Bölükten dünkü muharebeye iştirak eden 164 neferden bugün mevcut olanlar 35’tir.Şehit ve yaralıların miktarını ayırmanın mümkün olmadığı arz olunur efendim...




Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi
Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi
Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın
Galip et çünkü son ordusudur İslam’ın




Neden mi?
İstemiyorlardı hiçbiri vatanı kaderine terk edipte; Afyon’da, Çankırı’da,Zonguldak’ta bıraktıkları gonca güllerinin yanında soluk almayı,istemiyorlardı...

İsteyemezlerdi de zaten.
Onlara ,O yiğitlere Mehmetçik! Yani Küçük Muhammed esması boşa verilmemişti.

Talep oydu! ,arzu o!, vuslat o!!!!!
Anaları da saçlarına kına yakıp göndermişti zaten;



Alim!!!! Git artık !!! Peygamberin sancağı seni bekler.

Yavukluları da olmazdı zaten,


Çankırı – Korgun - Maruf köyünden; Abdullah oğlu Mehmet!
Zaman 24 mayıs 1915, yaş henüz 14,/// Şehit!!!

Aydın – Kuyucak –Horsulu köyünden Koca Yusuf oğlu Hasan!
Zaman 8 haziran 1915 yaş henüz 13,////Şehit!!

Esameleri böyle yazılmıştı,
Mezarları olmayacaktı,
Mezar taşları hiç,
-Peki nereye yazılacaklardı!!!
Elbette ki gök kubbenin mihrabına.
Ezineli Yahya çavuş,Seyit Ali Çavuş,Asteğmen Mucip,İsmail Hakkı ve daha niceleri,niceleri...

Çanakkale içinde bir uzun selvi,(2)
Kimimiz nişanlıııı....Kimimiz evli
Oooooof gençliğim eyvah!

250 bin vatan evladının gül yaprakları gibi ellerinden, kollarından, gözlerinden canlarından bir bir geçmeleri ne demektir? Bilir misiniz


Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müthiş tipidir Ya Rab; Savrulur enkaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde,bacak,kol,çene,parmak,el,ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağanak sağanak.


250 bin can,250 bin yiğit,
250 bin vatan aşkı ile çarpan yürek...
Bir o kadar ardında bıraktığı gözyaşı, anaların yürekleri dağlayan Mehmet’im ağıtları...

Sevdiğim... okurken yazımı sakın
Gözünden şimşekler çakmasın emi
Dördüncü yaram kalbime yakın
Kirpiğin elmaslar takmasın emi.

-diye seslenir, Üsteğmen Zahid .eşi Hanife Hanıma yazdığı vasiyet mektubunda.










Ama biz ağladık Zahid!
Mehmet Tevfik’in; ölümün gölgesinde borçlarımı ödeyin çırpınışlarına!!, Nadide’nin terekende yetim kalan saç demetine ağladı.

Kim bilir kimlerin hayatla oynaştığı bir saatte sevdaları kana batmış adamlara ağladık.

Yolları bir yıkık siperin içinde biten, yuvaları siperlere devrilen, mektupları kaybolan adamlara ağladık.
Bir ödenmez borcun altındayız Zahid , ağladık.(müzik)

Ya o söz neydi aramızda?
Biz veremediğimiz sözlere ağladık,
Demek isteriz ki Çanakkale’ye
Aramızda geçen sözü unutma!


Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Oooooff gençliğim eyvah


Cephemize kudret veren analarımız ağlamamışlardır, onlar verdikleri sözlerini unutmamışlardır .Öyle ki;
Cepheye saldıkları yavruları analarına,

Allah’a dua et,düşman tırpanı
Devlet ağacını yolmasın, anne
Altında dökülsün oğlunun kanı,
Bayrağın gül rengi solmasın anne

Düşünme boş gelse posta katarı
Siperden akın var yarın dışarı;
Kadere razı ol, uzun yolları,
Bekleyen gözlerin dolmasın anne!

Asımın nesli ...diyordum ya... nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek.
Şüheda gövdesi, bir baksana,dağlar,taşlar...
O,rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz anlından,uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna ya Rab,ne güneşler batıyor.

Ya analarımız,elleri öpülesi analarımız ,yavrularını ciğer parelerini cephede iken nasıl avuturlar yüreklerini,nasıl dimdik tutarlar
O sarılmaz,eğilmez inanç kalelerini....

Sancak ,Peygamber sancağıdır..onun altında can veren Onunla can bulacaktır.

Oğlum Hasan üç aydır ki mektubunu almadım
Gece gündüz hayır duanızdan geri kalmadım
.........
Zafer için her cengine yedi hatim adadım
Allah korusun ocağımda sensin kolum kanadım

Yaradan’ım sana nasip eder ise şehadet
Odur kulluk Hakk’a, vatan millet için ne devlet

İmam dedi, oralarda ulu, şanlı cenk olmuş
Düşmanların siperleri baştan başa leş dolmuş,

Derelerden tepelerden topladığın sümbülü
Yolla taksın yavukluna, ziynet bulsun kakülü(Müzik)
.....
Sen düşünme, millet bize gözü gibi bakıyor
Bolluk şükür zad-zahire her taraftan akıyor.

Eğer köyde ölen kalan var mı diye sorarsan
Konu komşu eşi dostu hatırlayıp anarsan


Muhtargilin Ahmet şehid olmuş haber geldi dün
Şenlik oldu, mevlid oldu,düğün oldu bütün gün

Köy hep giyindi kuşandı namazgaha gittiler
O şehidin Rahmetullah duasını ettiler

Yeri belli olmak için mezarını kazdılar
Bir taş dikip Ahmet şehid oldu diye yazdılar
Sen bilirsin yavuklusu kumral saçlı emine
Bir al bayrak asmış idi o gün kendi evine

O güzel kız yeşil örtü örtmüş idi başına
Bir kurumla oturmuştu köyün dibek taşına

Sürme çekmiş kına ile süslemişti elini
Olmuş idi tel duvaklı, nurlu şehid gelini

Dedi Ahmed beni artık ahirette beklesin
Ben onunum unutmasın beni Hakan istesin

Kaderim bu şehid olmuş benim şanlı yığidim
Kız kalırım varmam ere bende canlı şehidim.

















İşte budur Mehmed’ini,... evladını, ciğer paresini Çanakkale’ye yollayan, müftehir şanlı Türk annesinin yüksek ruh hali.

Daha ne söylemelidir bilinmez, bilemeyiz. Dilimiz tutulur, dimağımız durur. Vakit, saat işlemez, anlam duyguyu tarif etmez olur.

Bir yandan cepheye evlat yollayan hane halkı, diğer yandan Şehadeti dört gözle bekleyen Plevne’deki Gazi Osman Paşanın torunları.

Son derece ustalıkla sevk ve idare olunan ve köşeye kıstırılıp;
Savunma durumuna getirildiği zaman daima daha korkulacak bir hasım olduğunu ispat etmiş bulunan kahraman ve azimli bir düşmanla dövüşüyoruz. Askerlerimizin bugün dövüşmekte oldukları adamlar Gazi Osman Paşa’nın emri altında Plevne’yi savunanlarla aynı kalıptan çıkmışlardır.Demekten kendini alamamıştır İngiliz Amirali..

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi
Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlı idi
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın

Mehmedim,mehmetçik,yani küçük Muhammed.........

Loren SEIBOLD büyükler için masallar,

Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada bir oğlan çocuğu
yaşarmış.
İyi de yaşarmış. Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severmiş..
Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel kızlara bayılırmış...
Bir gün Tanrı'ya "Büyüdüğüm zaman neler istediğimi
buldum,uzun uzun düşünüp" demiş...
"Neler"... demiş Tanrı...
"Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısnda heykeller olsun.
Arka kapıda iki St. Bernard köpeği...
Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde...Uzun, çok güzel ve çok müşfik bir kadınla evlenmek isterim. Siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar söyleyen..."
"Üç güçlü oğlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynayabileyim. Büyüdüklerinde birisi büyük bir bilim adamı, öteki senatör,üçüncüsü de milli santrafor olsun.""Ben bir seyyah olayım... Okyanuslara yelken açayım, dağların zirvelerine tırmanayım,insanları kurtarayım.
Bir Ferrari kullanayım, yollarda..."
"Ne güzel bir hayal bu" demiş,
Tanrı...
"Mutlu olmanı dilerim..."
Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş.
Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile tırmanamaz
olmuş. Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş tabii... Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi malzemeler dağıtan bir şirket kurmuş. Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok müşfik.Ama uzun değil kısaymış. Saçları siyahmış ama, gözleri mavi değil,ela
imiş.Gitar çalamaz, şarkı söyleyemezmiş ama,
harika yemek pişirir, olağanüstü güzel kuş resimleri
yaparmış.
işi dolayısı ile kent dışında bir villada değil, kentte bir apartmanın teras katında oturmak zorunda kalmış, ama evinin deniz manzarası gene harikaymış.
iki St.Bernard besleyecek bahçesi yokmuş ama,
evinde harika tüylü bir Ankara kedisi varmış.
Üç kızı olmuş.En küçükleri tekerlekli sandalyede yaşamak zorundaymış, ama en güzelleriymiş.Üç kız da babalarını çok severlermiş.Onunla futbol oynayamazlarmış ama birlikte denize, parklara giderlermiş. Uçurtma uçurdukları da olurmuş, bazen. En küçükleri hariç tabii. O gölgede bir ağacın altında
oturur,gitarı ile şarkılar söylermiş.iyi para kazanmış ama öyle kırmızı bir Ferrarisi olmamış. Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve en iyi
arkadaşına koşmuş... "Ben" demiş "Hiç mutlu değilim..."
"Neden"... demiş, arkadaşı..."Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü, gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızla evlenmek isterdim.Oysa karım uzun değil, ela gözlü, gitar da çalamıyor."
"Karın çok güzel" demiş, arkadaşı... "Harika resimler yapıyor, enfes yemekler pişiriyor üstelik."
Adam dinlememiþ bile onu... Bir gün karısına "Hiç mutlu değilim" diye dökmüş içini... "Neden" demiş, karısı... "Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villada yaşamayı düşlerdim, oysa 47. katta bir apartman dairesine tıkıldım.iki St. Bernard'ýn yaşayacağı bir bahçem olsun isterdim, hani nerede.."Konforlu bir apartmanda yaşıyoruz" demiş, karısı... "Oturduğumuz yerden okyanus görünüyor. Gülüyor, eğleniyor, birbirimizi seviyoruz. Kedimizi okşuyor, güzel kuşların resimlerini yapıyoruz... Üç de harika çocuğumuz var."
Adam dinlemiyormuş bile...Ruh doktoruna koşmuş bir gün..."Ben mutlu değilim" diye... "Niye" demiş, doktor... "Çünkü ben bir gezginci olmak, okyanuslara açılmak, dağlara tırmanmak, insanları kurtarmak isterdim. Oysa masa başı işim ve sakat bir dizim var şimdi..." Ama sattığın tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor" demiş,doktor.Adam dinlememiş bile. Doktor da ona 100 $ vizite yazıp yollamış. Bir gün muhasebecisine "Ben çok mutsuzum" demiş "Neden" demiş, muhasebeci... "Bir kırmızı Ferrarim olsun isterdim hep... Ve dünya umurumda olmasın. Oysa işe metro ile gidip geliyorum. Bir yığın da sorunlarım var."
iyi giyiniyor, en iyi restoranlara gidiyorsun. Bütün Avrupa ve Amerika'yı gezdin" demiş, muhasebeci. Ama adam dinlemiyormuş bile. Muhasebeci adama 100 $ danışma ücreti fatura edip yollamış. Onun da hayalinde kırmızı Ferrari varmış çünkü. Adam, rahibe "Çok mutsuzum" demiş... "Neden" demiş, rahip... "Üç oğlum olsun isterdim. Biri politakacı, biri bilim adam, biri sporcu. Oysa üç kızım oldu. Birisi yürüyemiyor bile..." "Ama çok güzel ve çok zeki üç kızın var" demiş, rahip... "Seni çok seviyorlar. Başarılı da oldular. Biri hemşire,biri sanatç, biri de müzik hocası..." Ama adam dinlemiyormuş bile... Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda. Bir beyaz hastane odasında, etrafı beyaz giyinmiş hemşirelerle dolu yatyormuş.Vücuduna bağlı teller hastaneye kendi sattığı kalp cihazına gidiyor, kollarına bağlı serumlarla besleniyormuş.Fena halde mutsuzmuş adam şimdi. Ailesi, dostları ve rahibi yatağının başına toplanmışlar.Onlar da üzüntü içindeymiş Mutlu olanlar sadece ruh doktoru ile muhasebecisi imiş. Bir gece adam hastane odasında Tanrı ile yalnız kaldğınnda "Tanrım" demiş... "Hatırlar mısın, çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım" "Hatırladım" demiş, Tanrı... "Güzel bir hayaldi." "Peki, niye onların hiç birini vermedin bana" demiş, adam... "Verebilirdim" demiş, Tanrı..."Ama sana istemediğin şeyleri vererek bir sürpriz yapmak istedim." "Bak neler verdim sana..." Bir güzel, sevecen eş, iyi bir iş, yaşanacak güzel bir ev.Üç tatlı kız evlat... Bir araya getirdiğim en güzel yaşam paketlerinden biriydi bu.""Evet" demiş, adam..."Ama bana benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım." "Ben de senin, benim gerçekten istediğimi vereceğini sandım"demiş, Tanrı... "Sen ne istedin ki" demiş, adam hayretle... Tanrı'nın da bazı şeyler isteyeceğini hiç düşünmemişmiş hayatında. "Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiştim" demiş,Tanrı... Adam karanlık odasında sabaha kadar düşünmüş. Sonunda yeni bir hayal kurmaya karar vermiş.Yıllar önce kurduğu hayalin yerine "Keşke bunu hayal etseydim" dediği bir hayal... Bu defaki hayalinde, zaten sahip olduğu şeyler varmış hep. Adam kısa zamanda iyileşmiş,
47. kattaki dairesinde çok mutlu yaşamış. Kızların şen şakrak sesleri,eşininin derin ela gözleri ve harika kuş resimleri arasında mutlu olduğunu hissedermiş bütün gün...Geceleri de okyanusa yansıyan kentin dalgalar üzerinde oynaşmasına bakar, gülümsermiş...

* * *
Sınır tanımadan büyük düşünmek... Hayal gücünü sonuna kadar zorlamak... Ama elde ettikleriyle de mutlu olmayı bilebilmek... Tanrı'nın insana verebileceği en büyük iki nimet bu olmalı... Bakın bakalım, size neler vermiş Tanrı...
* * *
LOREN SEIBOLD isimli bir yazarýn büyükler için yazdığı çağdaş bir masal....

fedakarlığın böylesi,

Becky ve Sam 50'nci evlilik yıldönümlerini kutluyorlardı.
Sam birden soruverdi:
"Sevgilim, bu elli yıl içinde beni hiç aldattın mı?.."
"O da nereden çıktı?" diye sinirlendi Becky..
"Cevabı da öğrenmek istemezsin herhalde ?..
" "İsterim" dedi Sam.. "Lütfen anlat, ne olur?.."
"Madem öyle" dedi Becky, "Üç kez aldattım seni.."
"Üç kez öyle mi?.. Kimlerdi onlar?.."
"İlki" diye anlatmaya başladı Becky,
"Hani sen 30 yaşındaydın ve kendi diş kliniğini kurmak istiyordun ama hiçbir banka sana kredi açmıyordu. Sonra bir banka yöneticisi eve geldi, hiçbir şey sormadan tüm kağıtları imzaladı ve sen en modern araçları getirebildin."
"Ooo Becky.. Benim için kendini feda ettin ha.. Benim sevgili karım!.. Peki ikincisi.."
"Hani 50 yaşında felaket bir kalp krizi geçirmiştin.. Çok kritik bir bye-pass ameliyatı geçirmen gerekiyordu da, hiçbir doktor sana el süremiyordu.. Her an ölebilirdin. O sırada Dr. Bakey onca yoldan kalktı geldi. Ameliyatını yaptı, seni hayata döndürdü.."
"Ah benim sevgili karım.. Hayatımı kurtarmak için kendini bir kez daha feda ettin öyle mi?.. Hiç kimsenin böyle harika bir eşi olamaz. Böyle bir şey yapman beni ne kadar sevdiğini gösterir.
Üçüncü peki?.."

"Hatırlıyor musun, yıllar önce Diş Hekimleri Odası Başkanı olmayı fena halde istiyordun ve 47 oyun eksikti?.."

Başkan olmuşmu diye sormayın arkadaşlar,fıkra burada bitiyo…..