ders çalışma yöntemleri,okulda başarı


Öğrenmek isteyipte öğrenemeyen-ecek tipler
Tiplemeler:
Yabancı dil öğrenmeyi çok "istiyor," ama öğrenemiyorsak; özellikle de sınavlarda başarılı olamıyorsak, bunun nedeni, % 99.99 olasılıkla, hedef belirleyemiyor, yeterince çalışmıyor, yeterince hazırlanmıyor olmamızdır. Kısacası, şahsımızdan kaynaklanan nedenlerdir.
Başarılarımızı tereddütsüz üstün zekamıza, çelik azmimize, yorulmaz çalışkanlığımıza bağlarız... Ama başarısızlıklarımızı hiç de üzerimize almayız...Örneğin, başarısız olduğumuz bir sınav döneminin hemen ardından çalışmalarımızı başlatmazsak, bir dahaki sınav döneminde ne değişmiş olacaktır ki?!Evet, dil öğrenmek, doğrudan doğruya yoğun ve ısrarlı çalışma, dirsek çürütme ürünüdür ve belli bir süre gerektirir. Dedim ya, Tarih-Coğrafya değil ki, son hafta hafızlayıp, yeterli puan toplayabilesiniz...Umarım, aşağıdaki komik aday gruplarından birine girmiyorsunuzdur:Kapıldım bahtımın rüzgarına tipleri: Değerli zamanını "Biri Bizi gözetliyor... Biz evleniyoruz... Popstar Seçiyoruz..." vs gibi saçmalıklarla çarçur edenler... Bu tipler sınav başvurusu yaparken, milli piyango bileti alır gibidirler: Ya çıkarsa?? Ya geçersem??Bizden geçti tipleri: "Bu modeller buraya kadar" duygusu içinde olanlar... Yeşilçam eskisi bilumum nostaljik filimleri bilmemkaçıncı kez gözyaşları ve "Biz neydik be abi/abla!!" duyguları içinde dertlenerek kaçırmayanlar...Sözümona Entel, Dantel tipler: Zaga'nun zırvalarını entellektüel huşu içinde seyreyleyip, üstelik de gülenler...
Hüsnü ve Hüsniyeler: Kendilerinden son derece emin olup, hiçbir çalışma, hiçbir hazırlık yapmak gereğini duymayanlar. Bunlar genelde "kolej" mezunu veya "Amerika'da beş yıl kalmış" tiplerdir. Sınavlarda tepeüstü çakılıverirler. Nedenini anlayamaz, "herhalde cevap anahtarında kaydırma yapmışımdır," türü teselli ararlar.Piknik ve uyanık tipler: Nasıl olsa "bizimkiler" iktidara gelecek, YÖK kaldırılacak, sınavlar hafifletilecek... Bizim kayınçonun Ankara'da adamı varmış vs. umutlarıyla Godot'u bekleyenler...Ben doğduğum gün ölmüşüm tipleri: İbo Şov, Brezilya dizisi vs. izleyenler... Ama ben okuyucularımız arasında bu derece düzeysiz zevkleri olan, kendilerine hayatta bu derece ilkel simgeleri hedef seçmiş kimseler bulunacağına zaten inanmıyorum...
24/7 saatini yanlış programlayanlar: Sevgilisiyle akşama buluşacağı bir günü, sabahın köründen başlayarak saç taramakla geçirenler...
Pop müzikle kafa sallayanlar: Oturmuştur masaya, radyo yada TV gümbür gümbür... Müziğin ritmiyle kafasını sallamakta; kolu bacağıyla tempo tutmaktadır... Ne yapıyorsun? Çalışıyorum. Böyle daha iyi giriyor kafama... Yok yav!!
Kitabın içine Tom Miks koyanlar: Çocuğum, beni mi aldatıyorsun, kendini mi?!
Karşı apartmandaki kıza poz verenler: Aklı önündeki kitapta defterde olmayıp, çevresindekilere nasıl bir görüntü verdiğine takılı tipler... Bu davranışı ergenlik çağı ile sınırlı sanmayınız. Hepimiz hayatın her evresinde azçok böyleyizdir. O bana baktı, ben ona baktım; o geçti, ben çaktım...
Ertelemeci takımı: Tatile bir gidip geleyim, Ramazan bitsin, Bayram geçsin diyenler... Birtürlü başlayamayanlar...
"Sevgili Günlük" çüler: Pür heyecan başlayıp birkaç gün sonra bırakanlar... Üçer beşer aylık fasılalarla bir başlayıp bir bırakanlar... Kısacası, Türk gibi başlayıp, ama İngiliz gibi götüremeyenler...
Memleketin Haline Aşırı Üzülenler: Memleketin haline üzülmekten, çalışma gücünü birtürlü kendilerinde bulamayanlar... Walla, memleketin haline hepimiz üzülüyoruz da; kriz bizim yaşam tarzımızdır... Siz kendinizi kurtarmağa bakınız... Hem n'olcek ki? Elbet Kemal Derviş yine gelir... Sonra yine AKePe gelir... Sonra yine kriz gelir... Sonra yine Kemal Derviş gelir... Sonra yine -- (Allah yazdıysa bozsun...)
Mükemmelciler: Masadaki kalem ve sair kırtasiye malzemesi sık sık isyan çıkarıp nizam ve hizayı bozdukları için bir türlü başlayamayanlar...
Dönüp Dönüp Yeniden Başlayanlar: Bunlar da mükemmelcilerin bir başka özel tipidir. Çizginin bir yerde koptuğu inancına kapılır, dönüp dönüp ilk baştan, yeniden başlamak için marazi bir istek duyarlar. Oysa, dil öğrenmek çizgisel bir ardışıklık gerektirmez. Dil bir yumaktır. Orasından burasından kemirmeğe başlarsınız; giderek fethettiğiniz alanlar genişler; birleşmeğe başlarlar. Bu kutlu bir süreçtir. Öğrendikçe daha çok şey öğrenme olanağınız da gelişir.
Balina püskürtmesi gibi uzun aralıklarla çalışanlar: Pürşiddet başlar; iki gün sonra derinlere dalar... Bir ara haydi bire bir nefes daha; sonra yine derinliklere...
Doktor doktor gezenler: Hobileri doktor doktor gezmek olan hipokondriaklar misali, internette siteden siteye dolaşmaktan medet umanlar... Duvardan duvara ceviz kitaplığına metreyle kitap ısmarlayan yeni zenginler misali, raflarını çok sayıda kaynak kitapla dolduranlar... Oysa kendinizi üç-dört sağlam kaynakla sınırlı tutmanız ve bunlara derinlemesine yoğunlaşmanız çok daha yararınızadır.
İnternet'te İngilizce malzeme kirliliği had safhaya ulaştı. Size sunulan her teklife balıklama atlamaktan, site site dolanmaktan fayda beklemeyiniz. Belli bir sistematiği ve yaklaşımı olmayan bıdı bıdı testlerle zamanınızı boşuna öldürmeyiniz. Birkaç sağlam kaynağa bağlanınız ve sebatla derinlemesine yoğunlaşarak çalışınız.
Bıdı Bıdı Testlerle Ömür Çürütenler: Kulağınıza Küpe Olsun: Bir egzersizi "takır takır" yapabiliyorsanız, en büyük düşmanınız sevinmek duygusudur. "Kendinden pek bir memnun olma" duygusu (smugness) sizi yanıltır ve zamanınızı boşa harcatır. Hemen birşeyler öğrenebileceğiniz bir sonraki teste geçiniz. Gerçek dostunuz, başarısız olduğunuz testlerdir.
Yanlış Guruya Çekirge Olanlar: Hoşlanacağınız küçük iltifatlarla sizleri oyalayan, bıdı bıdı testlerle zamanınızı çalan, arasıra egonuzu yaralamayan bir hoca, asla dostunuz değildir. Test çözmek, ancak ve ancak öğrenmeye vesile olduğu ölçüde yarar taşır. Doğru ve yanlış şıkların gerekçesini hocanıza sorun, öğrenin. Hiç unutmayınız: En iyi hoca, dersine sizden daha çok çalışan hocadır...
İşim çokcu takımı: Bunlar da ayrı bir cins... Özveri abidesi... Sağa sola koşuşturmaktan, bir türlü asıl yapmaları gereken işe oturup yoğunlaşamazlar. Sorarsanız, dostları, üstleri, âmirleri iş yüklemektedir; görevleri gereğidir, felan filan... Üstlerinden yada çevreden takdir görmek arzusu, haklarını savunma içgüdüsünün çok ötesine geçmiş, düpedüz intihar boyutlarına ulaşmıştır...
Bu Kadarı Bana Yeter Diyenler: Birikimlerini yiyip tüketenler... Yabancı dil öğrenmek ve onu diri tutmak ömürboyu sürecek bir uğraştır. "Öğreneceğim kadar öğrendim, bu kadarı bana yeter" dediğiniz andan itibaren patinaj yapmağa, geri kaymağa başlarsınız. O güne değin gösterdiğiniz bütün çabalara yazık olur. Lütfen, asla işin peşini bırakmayınız; sürekli yazınız, okuyunuz, dinleyiniz ve konuşunuz...
Ha, bir de...Mucize bekleyenler: Önemli bir sınava bir hafta kala Yalçın İzbul'a email atıp, "Ne tavsiye edersiniz?" diye soranlar...O durumda dahi, cevapsız bırakmak suretiyle, elimden geldiğince nezaketimi koruyacağıma söz verebilirim... Fakat esasen Tarzan, Kızıl Maske, James Bond, Tom miks veya 7. Süvari Alayının bile yardım edemeyeceği durumda, bendeniz ne yapabilirim ki?...
Hayatta başarının yolu:Şunu çok iyi bilmelisiniz: İngilizce'nizi ilerletemiyor veya sınavlarda başarılı olamıyorsunuz -- çünkü yeterince çalışmıyor, yeterince hazırlanmıyorsunuz...
Hayatın bütün yollarında:
Günde 16 saat çılgınca çalışacaksınız...
Kalan 8 saati de çılgın hobilerinize ayıracaksınız: İster , ister ne istersen
Uyku mu? O da ne??


kim derlemiş ve yazmışsa kaynağını bilmiyom ama ne yalan söyleyim bu kadar açık ve net olmak lazım bırakın armudun yok o üzümün dü çöpünü sapını çalışın çalışana Allah verir kardeşim.
Başarılar...............................
13 Ocak 2009 Salı

Hiç yorum yok: